eski sevgilime hasret, yakıcı bir ateş oldu kalbime

eski sevgiliye hasretEski Sevgilime Hasret Yakıcı Bir Ateş Oldu Kalbime

Yazmak, bir tutku oldu eski sevgilimi kaybedince. Yayımlanmamış ve ikimizin mahremiyetinde kalması gerektiğini düşündüğüm; yani hiçbir vakit yayımlamayı düşünmediğim onlarca yazı var eski sevgilime dair. Eski sevgilimi kaybedince, hayatın anlamını da yitirdim belli bir süre. Ve sonra bıkmadan usanmadan yazmaya vurdum kendimi.

Hani “Yazı, sızının çocuğudur.” denir ya. Bendeki sızı, o raddeye geldi ki handiyse çıldıracaktım bir ara. Delirmeme ramak kala, gizli bir elin beni sarıp sarmaladığını ve bana şefkatli kollarını uzattığını fark ettim. Bu hissi tarif etmek imkânsızdır; ama bu sevgili el, bana hep ölen sevgilimin eli gibi geldi.

Sonraları yine yazdım; fakat bu sefer daha itidalli ve daha sağlamdı yazdıklarım. İlkin bir delinin zırvalarını andıran yazılarım, zamanla rayına oturarak isyan çizgisinden tahammül ve tevekkül çizgisine doğru kaymaya başladı. İpe sapa gelmez düşüncelerim sükûnet bularak eski sevgilimin çehresine duyduğum önü alınmaz hasret, beni kıvrım kıvrım kıvrandıran özlem az biraz teskin oldu.

Şimdi hala “eski sevgilim” derken yüreğimin kuytularından nasıl bir çığlık koptuğunu ve bu çığlığın çığcasına büyüyüp beni yutmaya çalıştığını anlatabilmem için sayfalar dolusu yazmam gerekir. Ama nafile… Çünkü yazı, fikirlerimizi bir noktaya kadar anlatsa da hislerimizi ifade etmekten aciz hala. Nasıl anlatsın? Hisler ki birer çağlayan, çağıl çağıl akan bu önü alınmaz suyu bir bardağa doldurmak mümkün mü?

eski sevgiliye hasret 1

Eski sevgilimle ilgili hatırladığım çok önemli bir dize var:

“Ben, ta senin yanında bile hasretim sana.”

dizesi. Vefayı ve aşkın, en saf, en aşkın halini dillendiren bu dize, benim düşünüp de anlatamadığım binlerce duyguma tercüman oluyordu. Şimdi de öyle. Eski sevgilimi o derece severdim ki aşkın en yoğun ve katışıksız halini, onun derin gözlerine dalarak zevk ederdim.

“Kör ölür, badem gözlü olur, kel ölür sırma…” demeyin lütfen. Çünkü eski sevgilimi, onun yanında iken ona hasret çekecek kadar çok sevdiğimi defalarca söyledim kendisine.

Kaybetme korkusu, kaybetmenin kendisinden daha zordur, derler. Asla! Keşke o hastalıklı kaybetme korkusuyla yaşasaydım yıllarca; tek sevgilimi kaybetmeseydim.

Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı, ifadesinin de bende bir mana ifade etmediğini tam da o zamanlar anladım. Ölümün, başlı başına ayrılık olduğunu, kendi başına ayrılığın fonksiyonunu da ifa ettiğini, sonsuz ayrılık olduğunu düşününce, bu sözün anlamsızlığı gün yüzüne çıkar.

Muhtemelen bu sözü söyleyen kişi, ayrılık olmasaydı, sözünü vurgulamak için ayrılık ve ölümü karşılaştırmaya çalışıyor. Her ne hal ise, ayrılık ve onun da içinde olduğu ölüm, yaman kelime. Çeken bilir.

Sizi bilmem; ama ben, sevgili özlemiyle yaşamayı öğrendim. Sizin de bu acıyla kıvranmanızı istemem. Hele ki eski sevgiliniz hayatta ise. Gelin, sevgilim diye yeri göğü inlettiğiniz kişinin tekrar sevgiliniz olması adına yapmanız gerekenleri ihmal etmeyin. Bu amaçla yukarıdaki sekmelerden “eski sevgili” sekmesine tıklayıp oradaki yazıları da incelemenizi öneririm.

Şu yazılara da bakmanızı tavsiye ederim:

Özgüven Kazanmanın 10 Süper Garantili Yolu

Yatakta Erkeği Çıldırtmanın Yolları, 5 Etkili Metot

Anahtar kelime: eski sevgiliye hasret